Sempozyum

Sempozyum Sonuç Bildirgesi

X. Temel Eğitim Sempozyumu Sonuç Bildirgesi

“Öğretmenin İyi Olma Hali, Motivasyonu”

27 Mart 2021, İstanbul

 

Türkiye Özel Okullar Derneği Okul Öncesi Eğitimi ve İlkokul Komisyonu üyelerinin desteğiyle düzenlenen “Öğretmenin İyi Olma Hali, Motivasyonu” konulu X. Temel Eğitim Sempozyumu; İstanbul İl Milli Eğitim Müdürü Levent Yazıcı ve MEB Özel Öğretim Kurumları Genel Müdürü Dr. Muammer Yıldız’ın teşrifleriyle 27 Mart 2021 tarihinde çevrimiçi olarak gerçekleştirilmiştir.

Prof. Dr. Acar Baltaş, Psikolog Funda Akkapulu Aydın, İletişimci-Yazar Dr. Umut Kısa, Uzman Psk. Danışman Seçil Akaygün Cüntay ve Uzman Psk. Danışman Şükran İ. Başarır’ın konuşmacı olduğu, 43 ilden resmi-özel okul öncesi eğitim kurumu ve ilkokullarımız ile 24 üniversitemizden toplam 2500 yönetici ve öğretmen ile basın mensuplarımızın katıldığı sempozyumda; “Öğretmenin İyi Olma Hali, Motivasyonu” teması farklı yönleriyle ele alınmıştır.

Sempozyumda;

Öğretmenlik iş veya meslek değil misyondur. Öğretmenlik Türkiye’nin geleceğini inşa etme misyonudur. Öğretmenlik bilgiyi en iyi şekilde aktarmayı aşan ve öğrencilerine ilham vermeyi içine alan bir uğraştır. Bu da öğrencileriyle bağ kurarak olur. Bağ kurmak empatiyi içine alan ve onun ötesine geçerek, karşısındaki için önemli olanı anladığını ona hissettiren bir anlayıştır. Öğretmenler hayat boyu devam eden hayatımızı tamamlama ve inşa etme eyleminin mühendisleridir. Ehil bir öğretmen öğrencilerinin konfor alanlarının dışına çıkmak konusunda teşvik eder ve onlara başarının gurur verdiğine ancak başarısızlığın geliştireceğine inandırır. Böylece de onlara potansiyellerini hayata yansıtmak için cesaret verir. İz bırakan bir öğretmen öğrencilerinin vicdan gelişimine yatırım yapar ve onlara kendi dışlarındaki dünyaya borçlu olduklarını hissettirir. Bunun sonucunda öğrencileri bir alanda “dünyada en iyi olmak” gibi gerçek dışı bir hayalin peşinde koşmak yerine “dünya ve ülkeleri için iyi bir insan olmak” hedefini kendileri için hayat amacı olarak seçerler.

Hayatta kalmak sadece bedensel bir nitelik değildir. Bir insanın hayatta olması demek ruhsal ve zihinsel olarak da canlılığını sürdürüyor olması demektir. Öğretmen hayatta kalmalıdır çünkü asgari düzeyde öğrencisi ama en geniş düzeyde toplum öğretmenin ruhsal ve zihinsel canlılığına muhtaçtır. Öğretmenin hayatta kalabilmesi için herşeyden önce kendi “özbakımı” ile yakından meşgul olmalıdır. Kendi yeterlilik ve sınırlılıklarını kavramalı, çözüm bulmak yerine kapsayan/kavrayan olmayı seçmeli, zaman denilen hazineyi önce kendisine hediye etmelidir. Mutluluk çoğu zaman geçmişe ait bir deneyim olarak tarif edilirken, iyi olma hali şimdiye aittir. İyi olmak ancak kişi kendisi bunu tercih ettiğinde mümkündür. 

Var olma yetkinliği kadar diğer insanları etkileyen ve amaçlarımıza ulaşmamızı mümkün kılan bir başka yetkinlik daha yoktur. Var olmak her şeyin kalbinde yer alır. Başka biri için var olmak, onun varlığını kutsamaktır. Ona yetkin, yeterli ve değerli olduğu mesajının verilmesidir. Ancak bu mesaj davranışlarla değil hislerle verilir. Otantik bağın kurulabilmesi için içinizde yer alan hislerin davranışlarınıza doğal olarak yansıması gerekir. Her insan farklı da olsa kendi yetkinlikleriyle seçimler yapan bir varlıktır. Birinin seçimlerinin size uygun olmaması, bu durumu değiştirmez. Genel olarak herkesin dünyada bir yeri ve değeri vardır. Her insan kendi eşsizliğiyle hayran olunması gereken biridir. Bu onun davranışlarından ya da yaptıklarından bağımsız sadece olduğu kişiye karşı bir hayat duruşudur.

Her mesleği mümkün kılan tek mesleği yürüten öğretmenler, çocukların anne babalarından sonra duygusal ilk yardımı aldıkları ilk kişilerdir. Bahçede yaralanan dize üflediği gibi, bir öğretmen öğrencisinin kaygısına, heyecanına da üfler, soğutur, gerekirse bir dokunuşuyla ruhların yaralarını sarar. Peki öğretmenlerimizin kendi “ruhsal yara”larına “tükenmişliklerine” kim üfler? Öğretmen olmanın getirdiği yüklere (özellikle pandemi döneminde) kim şefkat gösterir, ilk yardımı kim yapar? Daha da önemlisi okuldan ayrılmadan, meslekten soğumadan iyi olma halini bir öğretmen kendisi nasıl korur? Hem öğretmenin hem öğrencilerin iyi olma hallerini destekleyen yaklaşımların çoğu sosyal duygusal öğrenme temelinde yer alır. Sosyal duygusal öğrenme alanının 5 temel kavramı; kişisel farkındalık, öz yönetim, sosyal farkındalık, ilişki yönetimi, karar verme ve sorumluluk alma becerilerini geliştirmek iyi olma halinin de temelini oluşturur. Bu beş temel alana ait becerileri kendimizde geliştirmek, öğrencilerimizde desteklemek, sınıf iklimine yaygınlaştırmak bir öğretmenin atacağı en önemli ilk yardım adımlarıdır. Öğretmen olarak kendinizi “ışık saçarken eriyip biten bir mum” olarak değil, “bilgiyi, güven dolu bir ortamda şefkatle ileten” kişi konumuna alabilirseniz, mesleğinizi tükenmeden, sağlıkla ve mutlulukla sürdürebilirsiniz.  

 

X. Temel Eğitim Sempozyumu

Sempozyumumuz ile ilgili merak ettikleriniz için sağ taraftaki yardım butonuna tıklayabilir ya da bilgiislem@tozok.org.tr mail adresine mail atabilirsniz.
Yardım almak için tıklayın